Connect with us

POPÜLER GEYİKLER

Tarihin En İlginç Olimpiyatı: 1904 St. Louis Maratonu’nun Akılalmaz Hikayesi

Published

on

Modern olimpiyat oyunları denince aklımıza disiplinli sporcular, kusursuz organizasyonlar ve saniyelerin hesabının yapıldığı bir profesyonellik gelir. Ancak takvimleri 1904 yılına geri sardığımızda karşımıza çıkan tablo, bir spor etkinliğinden ziyade Mad Max setinden fırlamış bir kaos sahnesidir.

St. Louis’de düzenlenen maraton, sadece olimpiyat tarihinin değil, spor tarihinin en tuhaf, en absürt ve en tehlikeli 42 kilometresi olarak kayıtlara geçti. Gelin; içinde fare zehiri, çalınan elmalar, vahşi köpekler ve otomobille yarışı bitirenlerin olduğu bu gerçeküstü hikâyeye yakından bakalım.

1. Sahne: Cehennem Sıcağı ve Tehlikeli Bir Deney

Yarışın başladığı gün St. Louis’de hava sıcaklığı 32 dereceydi ve nem oranı %90’lara ulaşmıştı. Ancak asıl sorun hava değil, organizasyonun başındaki James Sullivan’ın “bilimsel” merakıydı. Sullivan, “kasıtlı dehidrasyon” (vücudu susuz bırakma) üzerine bir deney yapmak istiyordu. Bu yüzden 42 kilometrelik parkur boyunca sadece iki tane su durağı koydurdu.

Sporcular, toz toprak içindeki yollarda, ciğerleri yanarken su bulamadan koşmak zorundaydı. Parkurda ilerleyen resmi araçların kaldırdığı devasa toz bulutları, sporcuların nefes almasını imkansız hale getiriyordu. Hatta bir sporcu, William Garcia, soluduğu toz yüzünden iç kanama geçirerek yol kenarında can çekişirken bulundu. Eğer biraz daha geç fark edilseydi, olimpiyat tarihinin maraton parkurundaki ilk ölümü gerçekleşecekti.

2. Fred Lorz: “Şaka Yaptım” Diyen Bir Şampiyon (?)

Yarışın ilk dokuz kilometresinden sonra Fred Lorz isimli sporcu kramplar yüzünden durmak zorunda kaldı. Ancak pes etmedi; yoldan geçen bir otomobile bindi! Lorz, yaklaşık 17 kilometre boyunca araçla ilerledi, rüzgarın tadını çıkardı ve bitiş çizgisine yakın bir yerde inip stadyuma koşarak girdi.

Seyirciler çılgınca alkışlıyor, “Şampiyon!” diye bağırıyorlardı. Hatta Başkan Roosevelt’in kızı Alice Roosevelt tam ona madalyasını takacakken, birisi Lorz’un araçla geldiğini ihbar etti. Lorz’un savunması ise tarihe geçecek kadar pişkindi: “Sadece şaka yapmak istemiştim!”

3. Thomas Hicks: Fare Zehiriyle Gelen Altın Madalya

Lorz diskalifiye edildikten sonra gözler asıl kazanan Thomas Hicks’e çevrildi. Ancak Hicks bitiş çizgisine vardığında yaşayan bir ölüden farksızdı. Yarışın ortasında bayılacak gibi olan Hicks’e antrenörleri o dönem “performans artırıcı” sanılan bir karışım verdiler: Striknin (evet, fare zehiri), yumurta akı ve biraz brendi.

Bugün dopingden ömür boyu men yemenize sebep olacak bu kokteyl, Hicks’in halüsinasyonlar görmesine neden oldu. KESİNLİKLE YAPILMAMALI! ZATEN BUNU DENEYEN DE MAHVOLDU. Son iki kilometrede ayaklarını sürüyerek ilerleyen Hicks, bitiş çizgisini geçtiğinde artık ayakta duramıyordu. Altın madalyayı aldı ama o gün yaklaşık 4 kilo kaybetmişti ve hayatı boyunca bir daha asla profesyonel olarak koşmadı.

4. Andarin Carvajal: Çürük Elmalar ve Bir Şekerleme

Yarışın en renkli karakteri Kübalı bir postacı olan Andarin Carvajal idi. Yarışa katılmak için gereken parayı Küba sokaklarında gösteri yaparak toplamıştı. Ancak New Orleans’a vardığında kumar oynayıp tüm parasını kaybetti. St. Louis’e kadar otostopla gelen Carvajal, yarış çizgisine ağır iş botları ve uzun bir pantolonla çıktı (bir arkadaşı makasla pantolonunu şort yapmıştı).

Yarış sırasında çok acıkan Carvajal, yol kenarındaki bir bahçeden birkaç elma çaldı. Elmalar çürük olduğu için midesi bozulan Kübalı, “aman canım” diyerek yol kenarında bir şekerleme yapmaya karar verdi. Yarım saat kadar uyuduktan sonra kalkıp koşmaya devam etti ve tüm bu aksiliklere rağmen yarışı dördüncü bitirdi! Eğer uyumasaydı, muhtemelen fare zehiri içen Hicks’i rahatlıkla geçecekti.

5. Vahşi Köpeklerin Kovaladığı Güney Afrikalılar

Bu maraton, siyah Afrikalıların katıldığı ilk olimpiyat yarışı olma özelliğini de taşıyordu. Len Tau ve Jan Mashiani, St. Louis’de düzenlenen Dünya Fuarı’nın bir parçası olarak oradaydılar ve yarışa katıldılar.

Len Tau yarışı dokuzuncu bitirdi, ancak çok daha iyi bir derece yapabilirdi. Yarışın ortasında vahşi köpek sürüsü tarafından kovalanmaya başlamış ve rotadan bir kilometre kadar sapmak zorunda kalmıştı. Köpeklerden kaçarken gösterdiği sprint, maraton performansından çok daha etkileyiciydi.

6. Neden 1904 Maratonu Bir Efsane? (Viralite Faktörü)

Bu olay neden bugün hala internette “meme” konusu oluyor?

  • Absürtlük: Bir spor etkinliğinin bu kadar kötü organize edilmesi ve sporcuların hayatta kalma mücadelesine dönüşmesi trajikomiktir.
  • İnsan Doğası: Dolandırıcı Lorz, azimli ama halüsinasyon gören Hicks ve “keyfime bakarım” diyen Carvajal… Her biri bir film karakteri kadar derinlikli.
  • Değişim: Bugün sporcuların her adımı takip edilirken, 1904’teki bu “başıboşluk” bize sporun nereden nereye geldiğini gösteriyor
Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

POPÜLER GEYİKLER

Maaşın %10’uyla Nasıl 5 Yıldızlı Yaşanır?

Published

on

“Enflasyon cüzdanını vurdu ama vizyonunu vuramayacak. ‘Geçinemiyorum’ diye dört duvar arasına kapanmak yerine, sistemin açığını kullanarak ayda sadece maaşının %10’unu ayırıp %100 lüks yaşamanın yollarını listeledik. İşte ‘fakir ama gururlu’ yaşam hackleri:”

1. “Havuz Hack’i”: “O 5 yıldızlı otellere geceliği 10 bin TL vermene gerek yok. Birçok lüks otel, hafta içi ‘Day Pass’ (günlük giriş) satıyor. Otelin tüm imkanlarını (havuz, spa, fitness) 1/5 fiyatına kullan, akşam evine dön. Lüks senin, borç başkasının.”

2. “Süpermarket Gurme Şovu”: “Üzerinde marka logosu olan şarap 2.000 TL mi? Marketin kendi gurme serisinden (genelde üst segment şaraplarla aynı fabrikada üretilir) 400 TL’ye al, güzel bir kadehe koy. Kimse anlamayacak, sadece tadına bakacaklar.”

3. “Kredi Kartı Puanı ile Uçuş Büyüsü”: “Yıl boyu yaptığın market ve fatura harcamalarından gelen puanları asla ‘biriksin’ diye bırakma. Her ayın sonunda puanlarını uçak mili veya otel puanına dönüştür. Yıl sonunda bir tatil bedavaya gelecek.”

4. “Ücretsiz VIP Kültür”: “Şehrindeki müze ve sanat galerilerinin ‘ücretsiz giriş’ günlerini takip et. VIP galeri açılışlarına, sergi lansmanlarına katıl (sadece biraz nazik bir mail atman veya sosyal medyadan takip etmen yeterli). Şampanya ikramlı ortamlar senin için bedava.”

5. “İkinci El Lüks (Vintage Hunt)”: “İnternetteki ikinci el platformlarında ‘kutusuz, az kullanılmış’ orijinal lüks aksesuarları kovala. Bir tasarım güneş gözlüğü veya çanta, bütün imajını bir anda ‘pahalı’ gösterir. Sadece doğru parçayı seçmeyi öğren.”

Continue Reading

POPÜLER GEYİKLER

Her Yere Ama Her Yere Kafe Açılmasına Haklı Bir İsyan

Published

on

Kadıköy merkezden girip Suadiye’den çıktığın hatta bir delilik yaşanıyor. Koca semt sanki gizli bir tarikat toplantısında bir araya gelmiş de, “Arkadaşlar Kadıköy’ün acil, ama çok acil bir kahveciye daha ihtiyacı var, ben espresso makinesinin kolunu çekmezsem bu çark dönmez!” diye yemin etmiş.

Mahallede terzi vardı, pantolon paçası kısaltırdık. Gitti. Yerine ne geldi? Kahveci. Ayakkabı tamircisi vardı, topuk çakardık. O da gitti. Yerine ne geldi? Kahveci!

Kardeşim ben paçamı kahveye mi batırayım? Ayakkabımın topuğuna filtre kahve mi süreyim? Caddebostan’dan Suadiye’ye yürü, attığın her adımda bir barista sana latte art yapıyor. Kalp çiziyor köpüğe. Kalbime çiz onu, kira 80 bin TL!

Bir de dönerciler türedi. 100 gram döner 600 lira. Adam danayı kesmiş, şişe dizmiş, karşıma geçmiş gram hesabı yapıyor kuyumcu gibi. “Kaç gram olsun abi?” Kaç gram olsun ne demek, sarrafa mı geldim ben? Bir de işin komiği, Tatar Salim’de porselen tabakta yediğinle köşedeki Barış Büfe’de ayakta, kola kutusunu koyacak yer bulamadan yediğin tombik aynı para!

Dondurmacıları hiç sorma. Pardon, dondurmacı değil, Gelato. Çünkü dondurma dersen 50 lira, gelato dersen 250 lira oluyor, sistem bu. Dükkan limon sarısı, tabela el yazısı, isim İtalyanca, bir top 200 lira. Bir top, tek top!

O sırada Değirmendere’de Öz Serbesler amca üç topu 100 liraya veriyor, süt kokuyor ama olmaz, biz gidip limon yeşili dükkanda “fıstıklı gelato” yiyeceğiz, çünkü Instagram’a Öz Serbesler koyunca olmuyor 🙂

Yeter valla yeter. Bir tane de nalbur açın, bir tane. Vida lazım bana, vida.

Murat Tolga Şen

Continue Reading

POPÜLER GEYİKLER

Algoritmaya Yakalanmamak İçin Yeni Bir Dil Doğdu: “Algospeak”

Published

on

İnternetin ilk yıllarını hatırlayanlar bilir; MSN zamanlarında havalı görünmek için “Selam” yerine “Slm”, “Ne yapıyorsun” yerine “Nbr” yazardık. O zamanlar derdimiz tamamen hız ve ergenlik estetiğiydi. Ancak bugün internette yepyeni bir dil doğuyor ve bu sefer durum keyfi değil, tamamen bir hayatta kalma mücadelesi. Karşımızda insan yöneticiler değil, tek bir kelimenizle erişiminizi sıfırlayabilecek acımasız algoritmalar var.

Sosyal medya platformlarının sansür filtrelerini ve “shadowban” (gizli engel) mekanizmalarını aşmak için geliştirilen bu yeni şifreli dile “Algospeak” deniyor. Yani, algoritma dili.

“Ölmek” Yasak, “Yaşamamaya Başlamak” Serbest!

Özellikle TikTok ve Instagram Reels gibi platformlarda video üretiyorsanız, algoritmanın çok katı kuralları olduğunu bilirsiniz. “Ölüm, intihar, taciz, para, depresyon” gibi hassas kelimeleri videonuzda geçirdiğiniz ya da alt yazıya eklediğiniz an, algoritma videonuzu adeta dijital bir karantinaya alıyor ve kimseye göstermiyor.

Genç içerik üreticileri de çareyi kelimelerin etrafından dolaşmakta buldu. İşte Algospeak sözlüğünden en popüler örnekler:

  • Unalive (Canlı olmayan / Yaşatmamak): “Ölmek” veya “öldürmek” (die/kill) kelimeleri yasak olduğu için, gençler artık videolarında “Dün izlediğim filmde ana karakter ‘unalive’ oldu” diyor.
  • Seggs veya Spice: Malum hassas kelime yerine kullanılan, kulağa masum gelen alternatifler.
  • Le Dollar Bean: “Lesbian” kelimesinin TikTok’un otomatik alt yazı okuma sistemini kandırmak için kullanılan fonetik hali.
  • Accountant (Muhasebeci): Sosyal medyada OnlyFans gibi platformlardan gelir elde edenlerin, mesleklerini algoritmadan gizlemek için kullandıkları ortak paravan meslek.

Emojilerin Gizli Ajanlığa Soyunması

Algospeak sadece kelimelerle sınırlı değil. Emojiler de artık ilk yardımdan çok uzakta, bambaşka misyonlar üstleniyor. Bir videonun altında sürekli görüyorsanız, bilin ki orada kovid veya aşı konuşuluyordur. Eğer 🌽 (mısır) emojisi görüyorsanız, kelimenin İngilizce okunuşundaki benzerlikten dolayı müstehcen içerik kastediliyordur.

Yapay zeka milyarlarca dolarlık yatırımlarla insan gibi düşünmeye çalışırken, insanoğlu yapay zekayı delirtmek için 19. yüzyılın şifreli haberleşme yöntemlerine geri dönmüş durumda.

Algoritma bizi gözetliyor ama Türkçe argoyu henüz tam çözemedi…

Küresel çapta “Algospeak” bu kadar İngilizce odaklı ilerlerken, bizim içerik üreticilerinin işi biraz daha kolay. Türkçenin kıvrak zekası, mecazları ve kelime oyunları karşısında Silikon Vadisi’nin yapay zekası henüz tam olarak ne yapacağını bilemiyor. Bizde sansürden kaçmak için kelimeyi değiştirmeye gerek yok; bir kelimeyi 15 farklı ironik tonda söyleyebilen bir milletiz sonuçta.

Kapitalizmin Yarattığı “Yeni Nesil Distopya”

İşin geyik kısmı bir yana, uzmanlar bu durumu “dijital bir distopya” olarak nitelendiriyor. İfade özgürlüğünün, dev teknoloji şirketlerinin yazdığı kod satırlarına takılmaması için genç nesil kendi dilini sıfırdan inşa ediyor.

Günün sonunda, gelecekte torunlarımızla konuşurken “Evladım dün sokakta yürürken az kalsın araba çarpıyordu, ‘unalive’ olacaktım” dersek şaşırmayın. Çünkü algoritmalar bizi sadece izlemiyor, artık nasıl konuşmamız gerektiğini de dikte ediyor.

Continue Reading

Trending

Copyright © 2014 - 2026 TheGeyik.com