DİZİ - FİLM
Joffrey Rolünü O Kadar İyi Oynadı Ki Oyunculuğu Bırakmak Zorunda Kaldı
Bazı karakterler o kadar gerçek, o kadar nefret edilesi oynanır ki, oyuncu ile karakter arasındaki sınır silinir.
İşte “Game of Thrones” dizisinin belki de en unutulmaz kötüsü olan Joffrey Baratheon da tam olarak böyle bir karakterdi.
Küçük yaşta tahta oturdu ama egosu büyüklüğünde bir krallık kurdu. Herkese işkence etti, karakter öldürdü, izleyiciye sinir krizi geçirtti.
Öyle ki, Joffrey öldüğünde milyonlar ekran başında “oh be!” dedi.
Ama bir kişi bu nefretten nasibini fazlasıyla aldı: Jack Gleeson.
Peki, Joffrey’nin yüzüyle hayatına devam edemeyen bu genç oyuncuya ne oldu?
Şöhreti neden bıraktı?
Hadi gel, ışıkları biraz kısmadan bu karanlık hikâyeye birlikte bakalım.

🎬 Çocuk Oyunculuktan Saray Canavarına
Jack Gleeson, İrlandalı bir oyuncu.
2002 yılında henüz çocukken oyunculuğa adım attı.
Ama yıldızı esas olarak Game of Thrones’un 2011’deki ilk sezonuyla parladı.
Daha ilk bölümden izleyicinin gıcığını kazanan Joffrey karakteri, 7 Krallığın en sevilmeyen yüzü haline geldi.
Ve bunu o kadar iyi oynadı ki, insanlar onu gerçek hayatta da “o kötü çocuk” sandı.
“Jack Gleeson muhteşem bir oyunculuk sergiledi. Ama bu kadar iyi oynamak, onun gerçek hayattaki huzurunu bozdu.”
😈 Kötülüğü Abartmak: Joffrey Neden Bu Kadar Nefret Edildi?
- Arya’ya vurdu,
- Sansa’ya işkence etti,
- Ned Stark’ın kafasını uçurttu,
- Üstüne bir de “Ben kralım!” diye bağırdı durdu.
Joffrey, dizideki en büyük psikolojik işkencelerden birini yaşattı.
Ve izleyici bir noktadan sonra karakteri değil, yüzü suçlamaya başladı.
“Yolda yürürken insanlar bana hakaret ediyordu. Bu biraz ürkütücüydü.”
— Jack Gleeson
Kurgunun gerçeğe karıştığı o ince çizgi işte tam da burada kırıldı.
🎭 Şöhreti Tadı Kaçmış Bir Şeker Gibi
Jack Gleeson, dizideki performansıyla dünya çapında ünlendi.
Ama bu şöhret ona göre değildi.
Kendisi aslında oldukça sakin, mütevazı, üniversiteye devam eden bir gençti.
Sahne ışıkları onun hayatını değil, ruhunu gölgelemeye başlamıştı.
Diziden ayrıldıktan sonra şu açıklamayı yaptı:
“Oyunculuğu her zaman sevmişimdir. Ama profesyonel olmak başka bir şey.”
“Şöhret, benim düşündüğüm gibi bir şey değilmiş.”
Ve bu sözlerle, 21 yaşında kariyerine ara vermekle kalmadı, tamamen bıraktı.
😳 İnsanlar Gerçekten Onu Joffrey Zannetti
Bir oyuncunun çok iyi oynaması ödüllendirilmesi gerekirken, Jack Gleeson’ın başına tam tersi geldi.
- Hayranlar onu sokakta görünce yüzünü ekşitmeye başladı.
- Bazı insanlar ona “iğrençsin” demekten çekinmedi.
- Çocukları korkmasın diye yüzünü sakladığı bile oldu.
Yani oynadığı karakterin “kötülüğü”, ona gerçek hayatta cezaya dönüştü.
“Joffrey’den nefret etmeniz benim için bir övgü ama… bazen fazla geliyor.”
— Jack Gleeson
🎓 Oyunculuktan Akademiye Kaçış
Diziden ayrıldıktan sonra Jack Gleeson, Trinity College Dublin‘de felsefe ve teoloji okumaya başladı.
Hayatını sakinleştirmek, kendini tanımak, kalabalıktan kaçmak istiyordu.
Basından uzak durdu.
Sosyal medyada aktif olmadı.
Hollywood tekliflerini reddetti.
Tiyatroyla ilgilenmeye başladı ama küçük, bağımsız yapımlarda.
Yani şöhreti değil, kendini seçti.
🤯 Neden Sadece Jack Değil?
Aslında benzer durumları yaşayan başka oyuncular da oldu:
- Anna Gunn (Breaking Bad / Skyler): Gerçek hayatta tehditler aldı.
- Josh McDermitt (Walking Dead): Sosyal medyadan ayrıldı çünkü karakteri yüzünden ölüm tehditleri aldı.
- Iwan Rheon (Ramsay Bolton): En az Joffrey kadar nefret edilen karakterdi ama oyunculuğu sayesinde nefret değil, takdir aldı.
Jack Gleeson bu durumu kaldıramadı. Belki de daha hassastı.
Ya da… belki de sadece normal bir hayat istiyordu.
🎭 2020’lerde Sürpriz Bir Dönüş: Ama Çok Sessizce
Yıllar sonra, 2020’de Jack Gleeson bir İrlanda yapımında kısa süreli bir rolle ekranlara geri döndü.
Ama bu geri dönüş asla büyük, iddialı ya da Joffrey tarzı değildi.
Sanki geçmişin hayaletlerine çok da bulaşmadan, sadece kendine ait bir sahne arıyordu.
Kendi tiyatro kumpanyasını kurdu.
Genç oyunculara sahne vermeye başladı.
Eğlence endüstrisinin merkezinden uzak, sanatın kenar mahallelerinde yaşamayı seçti.
💔 Kötü Bir Karakterin Bedeli: TheGeyik Yorumu
Jack Gleeson’un hikayesi aslında şu soruyu sorduruyor:
“Bir oyuncu rolünü çok iyi oynarsa, bedelini neden gerçek hayatta öder?”
Joffrey karakteri yüzünden milyonlarca kişi tatmin oldu.
Ama o memnuniyetsizlik bize değil, Jack Gleeson’a patladı.
Ve belki de tarihin en iyi genç oyuncularından biri, şöhreti değil, huzuru seçtiği için kayboldu.
Peki ya biz izleyiciler?
Bir karakterden nefret ederken, oyuncusunu da yargılamaktan neden çekinmiyoruz?
🙋♂️ Son Söz: Joffrey Öldü, Ama Jack Yaşıyor
Belki de bu hikâye bize şunu hatırlatmalı:
- Kötü karakterler unutulmazdır.
- Ama onları oynayan insanlar da birer insandır.
- Kurgu ve gerçek arasında empati, hayranlık kadar önemlidir.
Ve Jack Gleeson…
Belki sahnede değil ama hayat sahnesinde hâlâ kendi yolunu oynuyor.
Sessiz, sakin, uzak ama huzurlu bir şekilde.
DİZİ - FİLM
IMDb Puanı 8’in Üzerinde Olan 6 Sıra Dışı Film
Biliyoruz, her yerde aynı film listelerini görmekten sıkıldınız. “En iyi filmler” denince akla hemen gelen o malum 5-10 filmi bir kenara bırakıyoruz. Bugün, sinema tarihinin en “ilginç”, en zihin bükücü ve izledikten sonra arkadaş ortamlarında saatlerce teoriler ürettirecek gizli cevherlerine odaklanıyoruz.

Üstelik hepsi seçici sinemaseverlerden tam not almış, IMDb puanı 8.0 ve üzeri olan garantili yapımlar! Hazırsanız patlamış mısırları hazırlayın, sinema dünyasının en tuhaf ve büyüleyici köşelerine dalıyoruz.
1. Karınızı Öldürmekle Suçlanırken Tünel Kazmak: Le Trou (Deliği Kazmak) – 1960
- IMDb Puanı: 8.5
- Tür: Dram / Suç / Gerilim
Hapishaneden kaçış filmlerini sevdiğinizi biliyoruz ama bu film bildiklerinizin hepsini unutturacak. Karısını öldürmeye teşebbüsten yargılanan Claude, transfer edildiği hücredeki diğer 4 mahkumun devasa bir kaçış planı yürüttüğünü öğrenir. Film, sinema tarihinin en detaylı, en gerçekçi tünel kazma sahnelerine sahip. İşin en ilginç yanı ne biliyor musunuz? Filmdeki mahkumların bir kısmı, gerçek hayatta bu kaçışı bizzat yaşamış eski mahkumlardan oluşuyor! Gerilimden tırnaklarınızı kemireceksiniz.
2. Ahlak mı, Yoksa Şoförün Çocuğu mu? : Tengoku to Jigoku (Cennet ve Cehennem) – 1963
- IMDb Puanı: 8.4
- Tür: Gizem / Suç / Dram
Efsane yönetmen Akira Kurosawa’dan tam bir ters köşe başyapıtı. Zengin bir ayakkabı şirketi yöneticisi olan Gondo, tüm varlığını riske atacağı hayatının en büyük iş anlaşmasını imzalamak üzeredir. Tam bu sırada bir telefon gelir: “Oğlunu kaçırdık, fidyeyi öde.” Gondo parayı gözden çıkarır ama küçük bir sürpriz vardır; kaçırılan çocuk kendi oğlu değil, şoförünün oğludur! Şimdi soru şu: Kendinizi batırmak pahasına başkasının çocuğunu kurtarır mıydınız? Sosyal sınıfları tokatlayan muazzam bir gerilim.
3. Aşkın En Takıntılı ve “Postacı” Hali: Krótki film o milosci (Aşk Üzerine Kısa Bir Film) – 1988
- IMDb Puanı: 8.2
- Tür: Dram / Romantik
Aşk filmi dediysek öyle vıcık vıcık romantizm beklemeyin. Karşımızda sinema tarihinin en tuhaf röntgencilik ve aşk hikayesi var. 19 yaşındaki postacı Tomek, karşı apartmanda yaşayan ve aşka inanmayan çekici Magda’yı teleskopla izlemektedir. Sadece izlemekle kalmaz; ona yakın olabilmek için sahte mektuplar yazar, postanede oyunlar oynar. Bir gün bu takıntılı aşkını Magda’ya itiraf ettiğinde olaylar iki taraf için de bambaşka bir psikolojik savaşa dönüşür. Krzysztof Kieślowski’nin insan ruhunu ameliyat masasına yatırdığı o meşhur eser.
4. Tek Bir Hücrede Başlayan İnanılmaz Hikaye: The Father (Baba) – 2020
- IMDb Puanı: 8.2
- Tür: Dram / Gizem
“Yaşlanmak ve hafızayı kaybetmek hiç bu kadar ürütücü anlatılmamıştı.” Anthony Hopkins’e Oscar getiren bu film, demans (bunama) hastalığını dışarıdan bir gözle değil, bizzat hastanın kafasının içinden anlatıyor. İzlerken kim doğru söylüyor, hangi oda gerçek, kim kimin kızıydı derken kendi akıl sağlığınızı sorgulamaya başlıyorsunuz. Sizi adeta labirentin içine bırakan, izledikten sonra uzun süre etkisinden çıkamayacağınız çok ilginç bir sinematografi.
5. Sinema Tarihinin En Ağır ve En Hipnotik Başyapıtı: Sátántangó (Şeytanın Tangosu) – 1994
- IMDb Puanı: 8.5
- Tür: Dram
Listemizin en “meydan okuyucu” filmini sona sakladık. Bu filmin süresi tam 7 saatin üzerinde! Evet, yanlış duymadınız. Macaristan’ın çökmekte olan küçük bir köyünde, komünizm sonrası hayatın durma noktasına gelişini anlatıyor. Öldü sanılan karizmatik bir adamın köye geri dönüşüyle başlayan olaylar, sinema tarihinin en uzun ve en büyüleyici plan sekanslarıyla (kesintisiz çekim) işleniyor. Yönetmen Bela Tarr, filmin tek oturuşta izlenmesini tavsiye ediyor. “Ben gerçek bir sinema gurmesiyim ve sabrımın sınırlarını zorlamak istiyorum” diyorsanız, bu film tam sizlik bir deneyim!
6. Dünyanın En Akıllı Adamı Bir Odada Toplanırsa: The Man from Earth (Dünyalı) – 2007
- IMDb Puanı: 7.9 (Biliyorum, 8.0 sınırının milimetrik altında ama “ilginçlik” puanı 10 üzerinden 11 olduğu için bu hatamı telafi eder diye düşünüyorum!)
- Tür: Bilim Kurgu / Gizem / Dram
Neredeyse tek bir odada geçen, sıfır bütçeli ama milyarlık bütçeli filmlerden daha çok beyin yakan bir başyapıt. Saygın bir üniversite profesörü olan John Oldman, aniden istifa edip taşınmaya karar verir. Veda etmek için evine gelen profesör arkadaşları ondan mantıklı bir açıklama ister. John da en sonunda baklayı ağzından çıkarır: Kendisi tam 14.000 yıldır yaşayan bir Cro-Magnon insanıdır ve yaşlanmıyordur. Arkadaşları başta şaka sanır ama John’un her mantıklı soruya verdiği kusursuz tarihi ve bilimsel cevaplar, odadaki herkesi deliliğin eşiğine getirir.
DİZİ
Çağan Efe Ak’ın Oynadığı Daha 17 Dizisinin Oyuncuları ve Senaryosu
Kanal D ekranlarında izleyiciyle buluşan yeni dram dizisi “Daha 17”, güçlü hikayesi ve dikkat çeken oyuncu kadrosuyla yayın hayatına iddialı bir giriş yaptı. İşte diziye dair merak edilen tüm detaylar:

Dizinin Konusu ve Hikayesi
“Daha 17”, yetiştirme yurtlarında büyümüş, hayatın zorluklarına karşı gözü kara bir genç olan Aras’ın ekseninde dönüyor. Hikaye, Aras’ın beş yaşındayken kaybettiğini sandığı ailesinden geride kalan tek bağın, yani kardeşinin aslında hayatta olduğunu öğrenmesiyle başlıyor.
Kardeşini bulmak için rotasını Bodrum’a çeviren Aras, burada şehrin en nüfuzlu ailelerinden biri olan Akkayalar ile yollarının kesişmesiyle büyük bir mücadelenin içine giriyor. Akkayaların acımasız oğlu Teoman ile yaşadığı gerilim ve ailenin kızları Leyla ile filizlenen aşk, Aras’ın hayatındaki sınavlarını daha da zorlaştırıyor. Ancak Aras, sadece kardeşini bulmakla kalmayacak; geçmişin karanlık sırlarıyla yüzleştikçe, bildiği her şeyin aslında çok daha karmaşık bir yapbozun parçası olduğunu fark edecektir.
Oyuncu Kadrosu
Dizinin başrollerinde Nesrin Cavadzade, Çağan Efe Ak ve Armağan Oğuz gibi isimler öne çıkıyor. Kadroda yer alan oyuncuların bir kısmı ise şöyle:
- Çağan Efe Ak (Aras)
- Nesrin Cavadzade (Şebnem)
- Armağan Oğuz (Hakan)
- Ceren Ayruk (Leyla)
- Ata Yaşat (Teoman)
- Cemal Toktaş (Mustafa)
- Hakan Meriçliler (Remzi)
- Dilara Aksüyek, Helin Elveren, Deniz Ali Cankorur, Berra Ahsen Uslu, Batuhan Mora, Ahmetcan Özer, Ezgi Dalgıç, Efe Musa Yurdagelen, Çağdaş Onur Öztürk
Çekim Yeri ve Yapım Notları
Bodrum’un eşsiz atmosferinde çekimleri gerçekleştirilen “Daha 17”, yönetmen koltuğunda Emre Kabakuşak‘ı ağırlıyor. Dram ve gizem odaklı senaryosuyla dikkat çeken yapım hakkında en çok merak edilen sorulardan biri olan “Gerçek bir hikaye mi?” sorusuna yanıt ise net: Dizi, herhangi bir kitaptan veya yaşanmış gerçek bir olaydan uyarlama değil; tamamen özgün bir senaryoya dayanıyor.
DAHA 17 KARAKTERLER

ŞEBNEM (NESRİN CAVADZADE)
Güçlü, zarif ve kontrolcü bir kadın. Sosyal çevresinin merkezinde. Ailesini ve kurduğu düzeni korumak için her şeyi yapabilir.
ARAS (ÇAĞAN EFE AK)
17 yaşında. Cesur, dürüst ve adalet duygusu çok güçlü bir genç. Küçük yaşta ailesini kaybettiği için erken büyümüş, kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmiştir. Zeki, lider ruhlu ve fedakârdır. Haksızlığa sessiz kalamaz.
HAKAN (ARMAĞAN OĞUZ)
Çok güçlü ve zengin bir iş insanı. Dışarıdan kusursuz görünse de geçmişinde karanlık sırlar taşıyor. Kontrolü elinde tutmayı seviyor.
LEYLA (CEREN AYRUK)
Zeki, çalışkan ve özgüvenli bir genç kız. Varlıklı bir ailede büyüse de şımarık değildir. Adalet duygusu güçlüdür. Sinemaya tutkuyla bağlıdır ve bir gün filmini çekmeyi hayâl etmektedir.
TEOMAN (ATA YAŞAT)
Zenginlik içinde büyümüş, şımartılmış ve kaybetmeye tahammülü olmayan biri. Güçlü görünse de içten içe onay arayan, empati duygusu zayıf bir gençtir. Tehlikeli ve manipülatif tarafı dikkat çeker.
NURAY (DİLARA AKSÜYEK)
Güzel ama mutsuz ve hırslı bir kadın. Hayatından memnun değil, sahip olamadıklarının öfkesini ailesinden çıkarıyor. Şebnem’e hayran.
SERHAT (ÇAĞDAŞ ONUR ÖZTÜRK)
Zaaflarını nezaketinin arkasında saklayan bir adam. Hakan Akkaya’nın imparatorluğunun gölgesinde kendi hırslarıyla mücadele ediyor. Gizli nefreti en büyük motivasyonu.
DENİZ (HELİN ELVEREN)
Özgürlüğüne düşkün, sert görünen ama derin duygular taşıyan bir genç kız. Sınıf farklarının farkında ve buna öfkeli. Çizgi roman çizmeye büyük tutkusu vardır.
BARIŞ (DENİZ ALİ CANKORUR)
Neşeli, iyi kalpli ve zeki bir genç. Babasının yokluğunu hissetse de sevgisini kaybetmemiştir. Teknoloji ve bilgisayar konusunda çok yeteneklidir.
ÖZLEM (MELİS BABADAĞ)
Güçlü, emekçi ve fedakâr bir anne. Oğlu Barış için her şeyi göze alır. Gururlu ve kendi ayakları üzerinde duran bir kadın.
SILA (EZGİ DALGIÇ)
Popüler, bakımlı ve hırslı bir genç kız. Güçlü görünmeyi sever, statüye önem verir. Moda dünyasında parlamak ve dikkat çekmek en büyük hayali.
EZGİ (BERRA AHSEN USLU)
Enerjik, sempatik ve sosyal bir genç kız. Dans etmeyi ve içerik üretmeyi seviyor. Sanal medyada aktif ve geleceğini bu alanda görüyor.
KUTAY (BATUHAN MORA)
Teoman’ın en yakın arkadaşı. Onun etkisinde kalan, aidiyet ihtiyacı yüksek bir genç. İçten içe Leyla’ya âşık.
EVREN (EFE MUSA YURDAGELEN)
Teoman grubunun en yumuşak karakteri. Baskın biri değil, çoğunlukla arkadaşlarının peşinden gidiyor. Aslında iyi kalpli ve vicdanlı.
İLHAN (BÜLENT SEYRAN)
Sessiz, iyi niyetli ve ailesine bağlı bir baba. Karısını hâlâ seviyor ama yıpranmış bir evliliğin içinde sıkışmış durumda.
MUSTAFA (CEMAL TOKTAŞ)
Sert mizaca sahip bir komiser. Oğluna karşı mesafeli bir baba. Güçlü insanlarla iyi geçinmeye önem veriyor.
REMZİ (HAKAN MERİÇLİLER)
Okul müdürü. Güçlü insanlarla iyi ilişkiler kurmayı bilen, düzenini korumayı seven biri.
Daha 17 İkinci Bölüm Fragman
DİZİ - FİLM
Mayıs Ayının Sonunda Vizyona Girecek Filmler
22 Mayıs Cuma günü vizyonun yeni yapımlarından Star Wars: Mandalorian ve Grogu (Star Wars: The Mandalorian and Grogu), Oflu Hoca 6: Define, Süper 1 Takım, Kehribar ile Boncuk: Kayıp Robot, Yolcu (Passenger), Külkedisi: Üç Dilek (Three Wishes for Cinderella), Manyak, Christopherlar (The Christophers) ve Nirvanna the Band the Show the Movie ile 29 Mayıs Cuma günü vizyona girecek Backrooms filmleri sinemaseverlerin beğenisine sunuluyor.

Pek çok filmi dünyayla birlikte aynı anda vizyona getiren Paribu Cineverse, bu hafta da birbirinden farklı türde yerli ve yabancı filmleri vizyona getiriyor. Aksiyondan animasyona, korkudan bilimkurguya ve komediye kadar önemli yapımların gösterim yapacağı vizyon programı, sinemaseverlere farklı dünyaların kapılarını aralayacak.
22 Mayıs Cuma günü vizyona girecek yeni yapımlardan Star Wars: Mandalorian ve Grogu (Star Wars: The Mandalorian and Grogu), Oflu Hoca 6: Define, Süper 1 Takım, Kehribar ile Boncuk: Kayıp Robot, Yolcu (Passenger), Külkedisi: Üç Dilek (Three Wishes for Cinderella), Manyak, Christopherlar (The Christophers) ve Nirvanna the Band the Show the Movie ile 29 Mayıs Cuma günü vizyona girecek Backrooms filmlerinin içerisinde bulunduğu vizyon programı Paribu Cineverse’ün mobil uygulaması ve internet sitesi üzerinden takip edilebiliyor.
Vizyonun öne çıkanları
- Jon Favreau’nun yönettiği Star Wars: Mandalorian ve Grogu, Star Wars evrenini tekrar sinema perdesine taşıyor. İmparatorluk’un yıkılmasının ardından galakside düzeni sağlamaya çalışan Yeni Cumhuriyet, hâlâ tehdit oluşturan savaş lordlarıyla mücadele ederken Mandalorlu ödül avcısı Din Djarin ve genç çırağı Grogu’nun yardımına başvurur. Baba–oğul benzeri bağları giderek güçlenen ikili, galaksinin kaderini etkileyebilecek tehlikeli bir görevin ortasında bulur kendini.
- Özgür Bakar’ın yönettiği Oflu Hoca 6: Define, serinin alışıldık absürt mizahını bu kez bir define macerasıyla buluşturuyor. Kapanmak üzere olan bir öğrenci yurdunu kurtarmaya çalışan Oflu Hoca, İdris’in eline geçen Pontus hazinesine ait haritayla kendini beklenmedik bir serüvenin içinde bulur.
- Çocukların ve animasyon tutkunlarının ilgisini çekecek Süper 1 Takım, hayal gücüyle gerçeğin iç içe geçtiği eğlenceli bir süper kahraman hikâyesi sunuyor. Varol Abi’nin icat ettiği çizgi film makinesiyle canlanan dünyada Birol, köyde geçireceğini sandığı sıradan yaz tatilinin aslında gizli kahramanlarla dolu bir maceraya dönüştüğünü keşfeder.
- Orhan Bal imzalı Kehribar ile Boncuk: Kayıp Robot, Ormanya’da geçen duygusal ve eğlenceli bir animasyon macerası anlatıyor. Bilim insanı Palaz Efendi’nin yaptığı robot Ruzi’nin tanıtım sırasında kaybolması, Kehribar ve Boncuk’u heyecanlı bir arayışa sürükler. Film, teknoloji ile dostluk arasındaki ilişkiyi sıcak bir dille ele alırken küçük izleyicilere sorumluluk ve empati mesajları veriyor.
- André Øvredal’in yönettiği korku filmi Yolcu (Passanger), ıssız bir yolda tanık olunan kazanın ardından başlayan doğaüstü bir kâbusu konu alıyor. Karavanlarıyla seyahat eden bir çift, “Yolcu” adı verilen görünmez ve durdurulamaz bir varlığın peşlerine düştüğünü fark eder. Yolculuk ilerledikçe kaçış yolları kapanır ve hayatta kalma mücadelesi giderek daha klostrofobik bir hâl alır.
- Klasik masalı farklı bir yorumla ele alan Külkedisi: Üç Dilek (Three Wishes for Cinderella), , genç Külkedisi’nin kaderini kendi seçimleriyle şekillendirdiği bir hikâye sunuyor. Üç dilek hakkı kazanan Külkedisi, yalnızca bir prensin kalbini değil, kendi özgürlüğünü de kazanmanın yollarını arar.
- Martín Mauregui’nin yönettiği Manyak, yaşlı bir kadının çevresiyle kurduğu rahatsız edici ilişkiler üzerinden ilerleyen karanlık bir psikolojik gerilim sunuyor. Gündelik hayatta küçük huzursuzluklarla başlayan olaylar, geçmiş sırların açığa çıkmasıyla giderek daha tekinsiz bir hâl alır.
- Steven Soderbergh imzalı Christopherlar (The Christophers), yıllar sonra yeniden bir araya gelen bir ailenin bastırılmış duygularını ve sırlarını merkezine alıyor. Aile buluşması, geçmişte saklanan gerçeklerin gün yüzüne çıkmasıyla hızla bir hesaplaşmaya dönüşür. Ian McKellen ve Michaela Coel’in performansları, filmin duygusal gerilimini güçlendiriyor.
- Matt Johnson’ın yönettiği Nirvanna the Band the Show the Movie, absürt mizahı ve zaman yolculuğunu bir araya getiren enerjik bir anlatı sunuyor. Büyük çıkış hayali kuran Matt ve Jay, yanlış giden bir plan sonucu kendilerini 2008 yılında bulur. Gerçek ile kurgu arasında gidip gelen film, başarısızlık korkusu, dostluk ve hayaller üzerine eğlenceli ama kaotik bir yolculuk vadediyor.
- 29 Mayıs Cuma günü vizyona girecek bilim kurgu filmi Backrooms, gerçekliğin kırıldığı bir anda kendilerini tekinsiz bir labirentin içinde bulan karakterlerin hikayesini konu ediniyor. YouTube’daki kısa filmiyle dikkat çeken Kane Parsons yönetmenliğinde vizyona girecek filmde; mantık kurallarının işlemediği, yön duygusunun hızla kaybolduğu labirentte kaçış yolları arayan karakterlerler bu garip yapının sırrını çözmeye çalışırken tehlikeden kurtulmaya çalışır.
- * Basın bülteninden alınmıştır.
-
MÜZİK1 yıl ago
Instagram Reels’te En Çok Kullanılan 20 Şarkı
-
POPÜLER GEYİKLER1 yıl agoKanada’ya Yerleşen İzmirli’nin Günlüğü
-
KÜLTÜR4 ay ago
Doğru Bildiğimiz Ama Tamamen Yanlış Olan 15 Bilimsel Yanılgı
-
İLİŞKİ REHBERİ4 ay ago
Bir İlişkide ‘Red Flag’ Olan 12 İnce Detay
-
GİRİŞİMCİLİK4 ay ago
Girişimciliğin Kalbi İTÜ Girişimcilik Etkinliği Future Days ’26 ile Atıyor
-
DİZİ - FİLM4 ay ago
Beyin Yakan 10 Kült Film
-
DİZİ - FİLM4 ay ago
Hangi Popüler Dizi Karakteri Senin Gizli İkizin?
-
SEYAHAT4 ay ago
Tatilinizi Ucuza Getirecek En İyi Mil Kartları
