KOMİK

Amsterdam’a Gidip İlk Günden Kendini Bozan Sözlük Yazarının Komik Hikayesi

Amsterdam deyince zaten akla gariplikler geliyor ama Soner Bastiat’ın hikayesi gerçekten enlere girebilir:

Aslında her şey güzel başlamıştı. bir iş için hayatımda ilk kez amsterdam’daydım. işlerimi halledince akşam merakımdan bir coffee shop’a (amsterdam’da çeşit çeşit uyuşturucu deneyebileceğiniz kafelere deniyor) uğradım. biraz millete bakıp çıkacaktım..ortama uyum sağlayayım diye ben de bir ‘cuğara’ aldım, hayatımın en sayko gecesini yaşayacağımdan habersiz. daha önce normal bir sigara içmişliğim bile yok. dolayısıyla sigara kullanmadan doğrudan uyuşturucuya başlamıştım. aman ne olacak, biraz gevşerim ederim falan diye düşünüyordum, ama o bile olmadı. “anaaaee bu muymuş lan marijuana??” dedim ve inceden bi artistlik geldi bana. o artistlikle mantara benzeyen şeylerden de söyledim..meğer ortamdaki en güçlü şeymiş. 5-6 dakika sonra tuhaf duygu değişimleri bedenimi ele geçirmeye başlamıştı. o sırada inanılmaz güzel bir kız (ya da o an bana öyle gelen, bilemiyorum) hemen yan tarafıma oturdu.

aniden kalkıp saçma bir şekilde elini öptüm ve “welcome” dedim. ulan bi bak di mi belki erkek arkadaşı var, belki adam arabayı park ediyor? ancak deli cesaretimin önüne geçemiyordum. kız da oldukça sempatik bir biçimde “thank yüüü..you are so kinddd” gibi bir şeyler söyledi. “hanımefendi” dedim..”do you know why a man kisses a woman’s hand?”. “bilmiyorum canım neden?” dedi. “çünkü you have to start from somewhere” şeklinde cevap verdim. ilginç bir şekilde bu basit esprim julia’yı güldürmüş ve bizi birbirimize daha da yakınlaştırmıştı. istanbul’da kendini frenleyen soner gitmiş, yerine vitesi boşa almış bir korsan taksi gelmişti. sohbet sohbeti, dumanlar dumanları kovaladı. hayatımda ilk kez bu kadar yabancı bir ülkede bu kadar kısa sürede bu kadar güzel bir kızla bu kadar ilerleme sağlamıştım. mantarlar beynimde halay çekerken, ben ise çapkınlık kariyerimdeki en başarılı gecemi yaşıyordum.

tüttürmesi biten julia ayağa kalktı ve “ben gidiyorum” dedi. “nereye yaa hiçbir yere gitmiyorsunn otur künefe söylüyorum hayııııırrr” dedim. saatin geç olduğunu, eve gitmesi gerektiğini söyledi. “ben de geliyorum o zaman hehe” dedim esprisine. “gel” dedi. gözlerim tavşan gibi açılmıştı..bu ani teklifin şokunu kısa sürede atlatır atlatmaz tabii ki hemen kabul ettim. ulan bu kız kim, nedir necidir..psikopat mıdır, manyak mıdır..bi yere gidiyoruz ama nereye gidiyoruz..her şeyin bu kadar hızlı gerçekleşiyor olmasında korkutucu bir tuhaflık yok mu? üniversite hayatımız boyunca “abi avrupalılar acayip yaaaaaaa seks onlar için yemek yemek gibi olmuş abiii çok normal abiiiiiiiii” şeklinde kafamızı sken gerizekalı tolga geliyor aklıma. ulan tolga haklıymış mk diyorum içimden ve bu sırada güzel bir apartmanın önünde durup iniyoruz taksiden, teşekkür ediyorum tolga’ya.

eve girdikten sonra neredeyse salonda hiç oturmadan doğrudan yatak odasına doğru ilerliyoruz. sanki ikimiz de zaten bu an için çok önceden sözleşmişiz gibi. ne kadar güzel anlaşıyoruz lan diyorum içimden evlenirim ben bu kızla valla mis gibi kız, amsterdam’a da yerleşirim oooohh sonra “türkiye’den s*kt*r olup gitmek” başlığına entryler döşerim akşamları. bu düşüncelerle yatağa oturuyorum. “ben gelene kadar sararsın içeriz:)” deyip küçük bir torba atıyor önüme ve banyoya doğru gidiyor.. resmen türk filmlerindeki minik beyaz uyuşturucu torbası bir şey. bi de sarmalık kağıtlar var..sanırım torbanın içindeki o toz gibi şeyleri kağıda sarmamı istiyor. ayıp ettin yaa sarma işi bende rahat ollll gibi garip bi kaş göz hareketi yapıp elimi kaldırıyorum julia’ya. yalnız muhtemelen 5 dakikam falan var ve ben açıkçası daha önce hiç böyle bir şey sarmadım arkadaşım. coffee shop’ta da hazır sarılı gelmişti bunlar. nasıl saracağım ne edeceğim en ufak bir fikrim yok. tabii burada tanıştığım ilk gece beni evine davet eden bu kadar güzel bir hanımefendiye rezil olacak halimiz yok. ne dicem kıza banyodan dönünce “senin gelmeni bekledim çünkü ben hayatımda hiç böyle bişey sarmadıııımmm ¯\_(“)_/¯” mı diyecem? ölürüm de demem.

hemen telefondan youtube’u açtım, maşallah ecnebiler her şeyi düşünmüş, step by step anlatıyorlar nasıl saracağımı edeceğimi ama zamanla yarışıyorum tabii hızlı hızlı geçiyorum adamın iki saat süren girizgah konuşmasını. pezevenk patlıcan musakkka yapacak sanki öyle gereksiz bir uzatma öyle gereksiz uzun uzun cümleler… neyse adam ne yaparsa aynı anda aynısını yapıyorum..aç diyor kağıdı açıyorum, koy diyor otu koyuyorum..sar şimdi diyor aynı şeyleri yapıyoruz ama benimki öyle olmuyor işte çıldıracağım. geri alıyorum videoyu, tekrar sıfırdan yapmaya çalışıyorum..kağıdın bile tam aynı yerini yalıyorum ama yok..her şey aynı ancak onunkiler tam filmlerdeki gibi süper olmasına rağmen benimkiler bildiğin annemin biber dolması gibi hayvan gibi bişey oluyor. kız birazdan gelecek ve bana gtüyle gülecek ama yapacak da pek bir şey yok elim ayağım titreye titreye son bir kez daha sarmaya çalışıyorum, tam bir uyuşturucu müptelası gibiyim uzaktan. anam babam şu kareyi görse saniyesinde kahırlarından ölürler. ulan insan amsterdam gördü mü kendini birinci günden bu kadar mı bozar be kardeşim? son sardığım şey yine ayı gibi olmasına rağmen yapacak bir şey yok diyorum… julia o sırada banyodan çıkıyor ve yanıma uzanıyor. “culi” diyorum artık kısaca. muhabbet esnasında gözüm karşı raftaki tüylü kelepçeye takılıyor. “o ne culi?” diyorum biraz gülerek. “aaaaa haaaaa” diyor ve kalkıp aldıktan sonra kulağımın dibine kadar girip sessizce “kelepçelenmek mi istiyorsun?” diyor. ben daha cevap veremeden, culi alıyor iki kolumu da açıp iki saniyede kelepçeliyor beni yatağa ve 2-3 dakika içinde de soyuyor. aslında daha hızlı soyması lazım dimi? fakat üzerinizde modaya uymak için giydiğiniz o daracık kotlardan varsa bu öyle kolay bir iş değil işte güzel kardeşim. kız kotu çıkarana kadar anası ağladı, bi de ellerim yatağa bağlı ya yardımcı da olamıyorum..kız beni çekiştirdikçe anca uzuyorum yatakta. neyse sonunda hallettik ancak culi bu kadar uğraşınca bunaldı ve o saçma sapan sardığım şeyi pek incelemeden alıp yaktı. gözlerini kısıp derin derin 2-3 duman çektikten sonra o gözler bir fırladı, öksüre öksüre almanca küfürler eşliğinde odadan fırlayıp balkona koştu..garip garip sesler çıkarıyo. meğer o torbanın içinden azıcığını koyacakmışım o kağıdın içine..ne bileyim lan ben hepsini doldurdum işte güzel olsun diye. az kalsın öldürüyomuşuz culi’yi mk. bana dönüp “whad da fcukkkkkk!??” diye bağırdı. “valla ben öyle içiyorum yaee” dedim kelepçeli ellerimi oynatarak..hala artistlik peşindeyim. o an “iç ulan, iç bakayım nası içiyomuşsun!” deyip o biber dolmasını ağzıma dayasa (ki öyle bakıyor) karizmayı çizdirmemek için 1-2 duman çekip ölmekten başka yapabileceğim hiçbir şey yok ama allah’tan öyle bir durum olmuyor.

tekrar yanıma yamacıma gelen culi’den özür diliyorum..”ok ok no problem” diyor ama pek iyi değil gibi sanki. “bir saniye” deyip banyoya gidiyor. ulan benim de biraz tuvaletim geldi ama şimdi iki saat elleri çözdür cıbıl cıbıl banyoya git gel falan..hiç seksi değil. uğraşmak istemiyorum, bekliyorum. 5 dk..10 dk..15 dk.. insan da inceden tırsıyo yani ne kadar fantazi falan da olsa sonuçta tanımadığın bilmediğin bir yerde kelepçeli cıbıldak bekliyosun abi ses yok seda yok. insanın aklına her şey geliyor. bi de camı biraz açık bırakıp gitmiş, hava en fazla 10 derece, inceden oradan bi esinti gelip duruyor. şimdi ben ayaklarımla o battaniyeye uzanıp üzerime sererim de çok amele bi görüntü olur, oldu olacak içlik de giyeyim. estetik yine konfora karşı galip geliyor, öylece bekliyorum. sonra bi anda daire kapısı açılıp gümmm diye kapanıyor. biri mi geldi noldu lan diye kıpırdamadan sincap gibi dinlemeye çalışıyorum evi ama hiç ses yok. “culi?” diyorum..”culiii?” ulan kız dışarı mı çıktı bana bir şey söylemeden noluyo olm?? şeklinde deliriyorum kendi kendime ama belki de çöp atmaya gitti hemen gelecek falan diye düşünüyorum. yine dakikalar geçiyor, sonra bi ambulans sesi duyuyorum dışarıdan..sanki apartmanın önünde duruyor, bi feryatlar figanlar..işte o an kafayı oynatıyorum. artık benim burada culi’yi 1 dakika daha bekleyecek halim yok. bi de nası korkmuşsam acayip kakam geldi zaten cam da açık bembeyaz çarşaflara sıvamak üzereyim ama kurtulamıyorum mina kodumun tüylü kelepçelerinden..sallayıp sallayıp duruyorum ellerimi yok çıkmıyorlar. anahtar falan bakınıyorum etrafta deli gibi ama yok..ulan beni de mi f*tö’den tutukladılar acaba benim mi haberim yok diyorum? belki de amsterdam için böyle bir konsept düşünmüşlerdir? zaman ilerliyor ve o kadar uğraşıyorum ki kurtulmak için, yorgun düşüp biraz dinleniyorum. hala culi gelecek diye bi umudum var ama belki de culi’nin yarın öğle namazıyla beraber amsterdam merkez camii’nden cenazesi kalkacak bilemiyorum. aklımda binbir senaryo var ve hepsi birbirinden kötü. zaman geçiyor..1 saat daha bekleyip “help meeeeeeeeeeeee” diye bağırmayı planlıyorum çünkü artık başka bir çözüm gelmiyor aklıma.

1 saat dolarken aklıma ‘siri’ geliyor (telefona sesle komut verebilmenize yarayan bir uygulama). eğer uzaktan siri’yi çalıştırabilirsem polisten yardım isteyebilirim? yalnız işin içinde hem uyuşturucu var, hem de ortada kız yok. benim şu yataktaki pozisyonu hiç saymıyorum bile. kızın başına gerçekten bir şey gelmişse tek şüpheli benim..bir sürü sorgu-sual..tüm bunlar beynimi kemiriyor, pek sağlıklı düşünecek bir durumda da değilim ve vazgeçiyorum polisi aramaktan. aklıma tamer bey geliyor. tamer bey bizim şirketin amsterdam’daki işleriyle ilgilenen biri. yalnız bu artık son çare çünkü işin sonunda büyük rezalet var. hayatı boyunca beni bir kez olsun kravatsız görmeyen adam anadan doğma eller iki yandan yatağa bağlı görecek ama yapacak bir şey yok çünkü öteki türlü en iyi ihtimalle burada unutulup ölüyorum zaten. bir şekilde anlatırım durumu, erkek erkeğin halinden anlar diyorum..en fazla biraz güler. “hey siri!” diye sesleniyorum telefona çaresiz. umrumda değil hiçbir şey, canımın peşindeyim artık ben. siri komut bekliyor..yine biraz düşündükten sonra “tamer bey’i ara” diyorum. siri tamer’i anlamıyor “hangi bey’i arayayım?” diye bana telefondaki binlerce bey’i sıralıyor. “siri!” diyorum..”adamı delirtme..tamer bey’i ara”. aniden yanıt veren siri “taner bey aranıyor..” diyor ve tamer yerine taner diye çok alakasız ankara’daki bi tanıdığı arıyor. ne kadar seslensem de kapatamıyorum telefonu. açmasın diye dua ediyorum ama gereksiz taner bey 6. çalışta açıyor telefonu..”efendim soner’cim?” diyor. “nasılsın taner abicim?” diyorum. “napalım soner’cim be uğraşıyoruz hastanedeyiz şimdi yengeni getirdim” falan diyor. “aaaa abi çok geçmiş olsun ya yapabileceğimiz bir şey var mı?” diyorum (mk sen önce bi kendine bak bakayım kendine hayrın var mı acaba şu an?). “yok soner’cim çok teşekkür ederim eksik olma” falan diye böyle uzun uzun gereksiz ne kadar muhabbet varsa bi 10 dakika devam ediyoruz bu şekilde. en son “bak yengen de bi alo demek istiyor” diyor ve bi 10 dakika da yengeyle konuşuyorum o şekil, bitmiş durumdayım. hayır “yengecim ben çıplak yatağa bağlıyım da şu anda şarjım bitmesin” falan da diyemiyorsun ki…

telefonu kapatır kapatmaz “senin allah belanı versin siri” diyorum. o sinirle yatağı öyle bir sallıyorum ki yatak başının oldukça gevşediğini farkediyorum. biraz daha..biraz daha derken yatak başını hooopp olduğu yerden çıkartıyorum ama kollarım hala iki yandan bağlı. ben ve yatak başı evde gezmeye başlıyoruz..dikine dikine geçiyoruz kapılardan. koridordaki uzun aynada kendimle karşılaşıyorum, tipimi skyim. üstümü giymeye çalışıyorum ayaklarımla ama o şekilde imkansız. culi gerçekten yok evde.. daire kapısını açıyorum, sokağa fırlamak istiyorum ama çırılçıplak yatak başlı birini şu terör ortamında polis uzaktan vurabilir bence..hiç gerek yok. önce siri’ye lokasyonumu soruyorum ve bunu kaydediyorum. sonra “en doğrusu 112’yi aramak” diyorum ve amsterdam polisinden yardım istiyorum. 3 dakika içinde ulaşıyorlar bana ama adamların o ilk beni gördükleri ifadeyi buraya kopyalayıp yapıştırmam lazım çünkü pek yazarak anlatılabilecek bir durum değil.

artık gün ağarmak üzere..polis merkezine gidip ifade veriyorum. polislerden o evde julia isminde birinin oturmadığını, kendisinin helena isminde polonyalı bir seks işçisi olduğunu ve hırsızlık başta olmak üzere çeşitli sabıkaları bulunduğunu öğreniyorum. küçükken annemin gününe gelen bir kadın vardı..ben herkesin elini öperken o fııışşştt diye tek harekette koltuk altından sutyenini çekip çıkartmıştı, hayatımda izlediğim en iyi sihirbazlık gösterisiydi, hala hayret ederim..işte en az o kadar şaşırmıştım. meğer ben ne hayaller kurarken o benim avrolarımın peşindeymiş. ulan senin dövizdeki dalgalanmalardan haberin var mı? bugün 1 avro olmuş kaç tl..baştan söylesene arkadaşım niyetini:'(( beni oldukça üzen bu culi gerçeği karşısında ‘ye, dua et, sev’ isimli kitapta yazan bir bölüm geliyor aklıma; “julia’ya çaresizce bağlanmıştım. ama çaresiz bir aşkta, karşımızdakinden bizim ihtiyacımıza göre belirlenmiş bir role bürünmesini isteriz. o tabii ki eninde sonunda bu rolü reddeder ve biz perişan oluruz.” perişan olmuştum.

bir flash tv ‘gerçek kesit’ finaliyle bitirirsek;

culi kod adlı helena: polise verdiği ifadeye göre evden çıktığı anı kesinlikle hatırlamıyor (biber dolması?) olaydan sonra memleketine dönüp yarım bıraktığı okuluna devam etti. hemşire olmak istiyor.

soner: ülkesine döner dönmez uyuşturucu ile mücadele derneği’ne üye oldu. dernek başkanı kilo kilo esrarla yakalanınca sinir krizi geçirdi. tedavi görüyor. ilgili haber: http://www.cumhuriyet.com.tr/…srarla_yakalandi.html

yatak başı: olaydan sonra yine yatağa monte edilmek istese de hiçbir amsterdamlı usta bunu başaramadı. artık bağımsız bir şekilde salonda takılıyor.

tüylü kelepçeler: girdiği bunalım sonucu tüm tüyleri döküldü ve eve gelen polisler tarafından sahiplenildi. amsterdam çocuk şubede çalışıyor.

Kaynak: EkşiSözlük – Soner Bastiat

Click to comment

Yorum yap

To Top